Biraz da sinema: Fifty Shades of Grey ve Fifty Shades Darker

| 0 comments

Geçtiğimiz günlerde instagram hesabımdan paylaştığım meşhur Grinin Elli Tonu yorumlarını biraz daha kapsamlı olarak buradan da yazmak istiyorum. Ne de olsa aramızda hala blog okuyanlar var 🙂

Fifty Shades of Grey / Grinin Elli Tonu:
Kitapları 2012’den beri dünyayı kasıp kavurmuş bu seri öyle büyük bir endüstri yarattı ki, filmi çekilecek haberleri çıktığında hiçbirimiz şaşırmadık. Ama kitabın benim gibi sıkı hayranlarının kafasındaki soru Christian ve Anastasia’yı kim oynayacak olmuştu. Cast seçimini beğenmeyenler olsa da Dakota Johnson ve Jamie Dornan bence iyi seçimler, sırıtmıyor. İkinci filmde rollerine iyice ısınmış olduklarını da şimdiden belirtmek isterim.

Bu hafta serinin ilk filmi Fifty Shades of Grey‘i evimde izledim. İlk filme de sinemada gitmek isterdim ama bu 1 aylık bir bebekle pek de iyi bir fikir değildi 🙂 İkinci filmi ise sinemada izlemeyi başardım 💪🏽 Hemen, Fifty Shades of Grey‘e dönersem; öncelikle şunu belirtmeliyim ki film, IMDB’deki 4,1 puanını ve yapılan yorumları hak etmiyor. Yani iyi anlamda..yorumların çoğuna baktığımda kadınların neden bu filme gittiklerine anlam veremeyen, ‘kitapları okumamış’ olan erkeklerin yorumları. Tamam, kabul ediyorum, iki filmin de içine girebilmek, konuya hakim olabilmek için kitapları okumuş olmak gerekiyor. Aksi takdirde her şey çok havada kalıyor ve anlamsızca hızlı ilerliyor. Ama yine de çok çok daha başarısız romantik filmler izledim ben.

İki filmin de en iyi yanı kitabın geçtiği yerleri, Christian’ın evini, ofisini, ‘kırmızı oyun odası’nı vb. çok iyi aktarmaları. Christian’ın evi, ofisi aynı kafamda canlandırdığım gibiydi. Bence filmlerin en büyük handikabı içerdiği cinsellikle lanse edilmesi. Yani demek istiyorum ki Avrupa sinemasında bu filmdekinden daha çok şey yaşanıyor ve herkes günlük hayatına devam ediyor.

Filmin soundtrack’i çok çok iyi. Filmi izlememiş, kitapları okumamış olasanız da, Deezer, Spotify, Fizy, ne kullanıyorsanız iyi bir şarkı listesi için soundtrack’i dinlemenizi öneriyorum.

Geçmiş instagram fotoğraflarımdan bakınca ilk kitabı Eylül 2012’de okumuşum ve hemen ardından 2 ve 3 gelmiş. Yazdığım yorumlara bakıyorum da, ‘çok ergen dili kullanılmış, hemen koşa koşa 2. ve 3. kitabı almasaydım okumazdım’ falan yazmışım..haksızlık etmişim 🙂 nereden bilebilirdim 4 sene içinde tekrar tekrar okuyacağım kitaplar olacağını. Aslında 1. için aynı şeyi diyemem, onu o kadar da çok okumadım. Kurallar, yapılan anlaşma falan beni pek açmıyordu ama 2 ve 3 ona göre çok daha romantik. Dönüp tekrar tekrar okuduğum bir sürü romantik an mevcut. Erkeklerin neden tekrar tekrar okuduğumuzu anlamaması da Christian’ı tanımadıkları için normal aslında 🙂

Sonuç olarak şimdilerde vizyonda olan Fifty Shades Darker için ilkini izlemek gerekiyor. Bence kitapları okumuş olmak da 2. önkoşul olmalı 🙂

Fifty Shades Darker – Karanlığın Elli Tonu

Sıcağı sıcağına, Fifty Shades of Grey‘in ardından ertesi gün sinemada gittiğim Fifty Shades Darker‘dan (Karanlığın Elli Tonu) da biraz bahzetmek istiyorum. Benim gibi kitapları okuyup, ilk filmi izlemediyseniz, ilkini online izleyip ertesi gün 2. filme sinemada gidebilirsiniz. Böylece iki film arasında 2 sene beklemek zorunda kalmadan olaylara kendinizi kaptırabilirsiniz. Bu film bana göre devam filmi klişelerini yıkan bir film çünkü ilkinden çok çok daha iyi.

Başroller rolüne ısınmış, özellikle Jamie Dornan. En azından donuk gözleriyle artık izleyiciye biraz da olsa duygu geçirebiliyor 🙂 bu da 3. film için iyiden iyiye umutlanmamızı sağlıyor. Mekan kullanımları daha başarılı, artık insanlardan izole, soğuk bir film yok. Aksine bol bol insan görebildiğimiz, sokak, pub, işyeri çekimleri var. Romantizm var, filmin fragmanı gibi olacak ama ‘kural yok, ceza yok’ 🙂 Lüks var, ihtişam var, gerçekten içinde olmayı isteyeceğiniz kaliteli bir balo var. Sahnesi artmış bir Rita Ora ve Marcia Gay Harden var.

Ve bir de oyuncu listesinde görmesem tanıyamayacağım bir Kim Basinger var. Şunu söyleyebilirim, 32 yaşındaki halimle 63 yaşındaki Basinger’dan daha fazla kırışığım var. Ama rolüne cuk oturmuş diyebilirim, sadece iki filmdeki her olay gibi Mrs. Robinson olayı da çok hızlı hızlı geçiştirilmiş. Aslında olaylar biraz da kitaptaki her şey çok yoğun yaşandığı için havada kalıyor. Christian ve Ana’nın kavgaları aslında daha şiddetli, barışmaları daha romantik, Christian’ın baskıları ve Ana’nın dikbaşlılığı daha yoğun hissediliyor ama tabii 2 saate anca bu kadarı sığıyor.

Bu filmin müzikleri de ilki gibi oldukça başarılı. Deezer’da bir süre tekrar tekrar dinleyeceğim bir liste. Favorilerim I Don’t Wanna Live Forever ve Bom Bidi Bom 🎼

Demin de belirttiğim gibi, çok daha vasat aşk filmleri izledim, o yüzden Christian bu filmde de gönlümüzü kazanmayı başarıyor. Biz de artık 1 sene daha bekleyeceğimiz Fifty Shades Freed‘e kadar kendisine ‘Laters, Baby‘ diyoruz 🕶

Bir sonraki yazımda Ana’nın 2. filme ve afişe damgasını vuran gri saten elbisesini yazacağım. Sadece sinema olmasın, biraz da moda konuşalım değil mi? 🙂 Filmi izleyenlerin yorumlarını merakla bekliyorum olacağım..biraz dedikodu yapalım, instagram‘dan da bana yazabilirsiniz.

Author: OndaGördüm

Dizi, film veya televizyon programlarında gördüğünüz ürünlerin hangi markalara ait olduğunu ve bunlara nerelerden ulaşabileceğinizi bulabileceğiniz bir internet sitesi.

Bir Cevap Yazın